"23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı"
kutluyor ve her günlerinin bayram tadında olmasını diliyorum :)

Madde 1) Ben çocuğum, onsekiz yaşına kadar bir çocuk olarak vazgeçilmez haklara sahibim.
Madde 2) Bu sözleşmedeki haklar, bütün çocuklar içindir; beyaz çocuk, kara çocuk, kız çocuk, erkek çocuk farketmez. Doğduğumuz yer, konuştuğumuz dil de farketmez. Büyüklerimizin inançlarının, görüşlerinin farklı olması yüzünden çocuklara ayrım yapılmaz. Bu haklara sahip olmak için çocuk olmak yeterlidir.
Madde 3) Büyükler çocuklarla ilgili bütün yasalarda, bütün girişimlerde önce çocukların yararlarını düşünürler. Büyüklerimiz bu ödevlerini yapamıyorsa devlet çocuklara bakar ve korur.
Madde 4) Haklarımın uygulanması için gereken her türlü çaba gösterilir. Haklarımdan yararlanmam bütün devletlerin güvencesi altındadır.
Madde 5) Bizi büyüten, yol gösteren büyüklere bizi daha iyi yetiştirsinler diye yardım edilir.
Madde 6) Çocukların yaşamını korumak herkesin ilk görevidir. Yaşamak her çocuğun en temel hakkıdır.
Madde 7) Her çocuğa doğduğunda bir isim konur. Devlet bu ismi kaydeder. Çocuğa kimlik verir. Artık çocuk o devletin vatandaşı olur.
Madde 8) Konan ismim, kazandığım vatandaşlık hakkım ve aile bağlarım korunur. Bunları değiştirmek için baskı uygulanmaz. Bunlar benden alınırsa bütün devletler ona karşı çıkar.
Madde 9) Çocuğu ailesinden kimse koparıp alamaz. Ama bazen de anne baba çocuğa bakamaz durumda olabilir. Çocuk bu durumdan zarar görebilir. Çocuk zarar görmesin diye çocuğa başka bir bakım sağlanır. Bu bakım sırasında çocuk anne babasıyla düzenli görüşebilir.
Madde 10) Ayrı ülkelerde yaşayan anne baba ve çocukların birlikte yaşamaları için her türlü kolaylık gösterilir.
Madde 11) Çocuklar anne babalarının birlikte izni ve haberi olmadan başka ülkelere götürülemezler, oralarda bırakılamazlar. Bunu yapanlara karşı mücadele edilir.
Madde 12) Beni ilgilendiren konularda benim de görüşlerim alınır. Büyükler beni dinlerler. Düşüncemi öğrenmeye özen gösterirler. Çok küçüksem bir büyük de benim adıma konuşabilir.
Madde 13) İsteklerimi ve düşüncelerimi seçtiğim bir yolla açıklayabilirim, resmini çizebilirim ya da yazabilirim. Ama bazı konularda başka kişiler ve toplum zarar görecekse o konudaki kurallara da uymam gerekir.
Madde 14) Biz çocukların düşüncelerini geliştirmeleri ve istedikleri dini seçmeleri hakkına saygı gösterilir. Bu konuda bizi yetiştirmekle yükümlü olan büyüklerimizin de bize yol gösterme hakları ve görevleri vardır. Onlara da saygı gösterilir.
Madde 15) Arkadaşlarımla barış içinde toplanabilirim. Dernekler kurabilirim. Kurulu derneklere üye olabilirim.
Madde 16) Çocuklar onurlu ve saygın birer insandır. Hiç kimse onların onurlarını kıramaz, onları küçük düşüremez, yaşadığı konut ve kurumundaki özel yaşantısına karışamaz. Bu haklarımız yasalarla korunur.
Madde 17) Kitle iletişim araçları önemlidir, her türlü iletişim aracını kullanarak kendim için bilgi alabilirim.
Madde 18) Yetiştirilmemizden en başta anne babamız ya da onların görevini üstlenen büyüklerimiz sorumludur. Onların bu görevlerini en iyi biçimde yapabilmeleri için her türlü kolaylık sağlanır, gerekiyorsa yardım edilir.
Madde 19) Yetişmemizden sorumlu olanlar bu haklarını çocuklara zarar verecek şekilde kullanmazlar. Çocukların bu tür zararlara uğramaması için her türlü önlemi almak devletin görevidir.
Madde 20) Çocuklar ailelerinden yoksun kalabilirler. Bazı aile ortamları ise çocuklar için yararlı olmayabilir. İşte o zaman çocukların devletten özel koruma ve yardım alma hakları vardır. Devlet bu görevini çocuk için uygun aile bularak ya da onlara bakacak kuruluşlara yerleştirerek yapar.
Madde 21) Anne babasıyla birlikte olamayacak çocukların aile yoksunluğu çekmemesi için onlara iyi aileler bulunur. Bunun için çok dikkatli bir araştırma yapılır.
Madde 22) Çocuklar başka bir ülkeye gitmek zorunda kalırlarsa o ülke de çocukları korur. Birbirinden ayrı kalan anne ve baba birleştirilmeye çalışılır.
Madde 23) Özürlü çocuklar özel olarak korunurlar. Kendilerine yeten saygın birer insan olmaları sağlanır. Devlet onların bakımları, eğitimleri ve iş sahibi olmaları için gerekli kurumları oluşturur. Ailelerine her türlü yardımı yapar.
Madde 24) Sağlığım ve hastalıklardan korunmam devletin ve toplumun güvencesi altındadır. Bunun için beslenmeme, aşılarımın yapılmasına, çevrenin temizliğine dikkate edilir. Hastalanırsam tedavi edilirim.
Madde 25) Kreşler, çocuk yuvaları, yurtlar, okullar, çocuk hastaneleri çocukların haklarına uygun olarak, çocuklara daha iyi bakmak için yeniden düzenlenirler.
Madde 26) Bütün çocukların sağlıkları, eğitim hakları, beslenme ve bakımları güvence altına alınır.
Madde 27) Bana bakmakla yükümlü olanlara bana daha iyi bir yaşam sağlamaları için gerekirse giyim, barınma ve beslenme konularında yardım edilir, destek olunur.
Madde 28) Eğitimimi eksiksiz yapabilmem için desteklenir ve korunurum. İlköğretim herkes için parasızdır, kız olsun erkek olsun her çocuk için zorunludur.
Madde 29) Devlet, benim tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla, özgür bir toplumda, sorumluluk üstlenecek şekilde yaşamamı sağlar.
Madde 30) Azınlık grubun çocuklarına da herhangi bir ayrım yapılmaz, devlet azınlık gruplardan gelen çocukların haklarını da korur.
Madde 31) Boş zamanlarımı değerlendirmem, oynamam, eğlenmem için oyun bahçeleri çocuk klüpleri, kitaplıklar, spor okulları açılır. Her çocuk böyle faaliyetlere özendirilir. Bunlardan yararlanmak hepimizin hakkıdır.
Madde 32) Ben çocuğum. Büyükler gibi bir işte çalışamam. Ben okula gider ve oynarım. Eğer çalışmak zorunda kalırsam yapacağım iş eğitimime engel olmamalı, sağlığımı bozmamalı, bende zararlı alışkanlıklar yaratmamalıdır.
Madde 33) Çocuklar zararlı maddelere karşı korunurlar. Bunları üretenler ve çocuklara verenler cezalandırılırlar.
Madde 34) Bedenim bana aittir. Beni bedensel ve ruhsal yönden örseleyecek hiçbir yaklaşıma izin verilmez.
Madde 35) Çocukları kaçırıp kötü kişilere satan, onları uygunsuz şekilde çalıştırmak isteyenlerle tüm devletler mücadele ederler. Çocukları korurlar.
Madde 36) Büyükler kendi çıkarları için çocukları kullanamazlar.
Madde 37) Hiçbir çocuk insanlık dışı yöntemlerle ya da aşağılanarak cezalandırılamaz. Çocuklar suç işlemişse uygulanacak cezalar yaşına uygun gelişmelerini engellemeyecek ve eğitsel olmalıdır.
Madde 38) İnsanların birbirini öldürmesi kötüdür. Savaş insanların birbirini öldürmesidir. Çocuklar savaştan korunmalıdır. Onbeş yaşından küçük hiçbir çocuk askere alınmaz.
Madde 39) Eğer çocuklar çeşitli nedenlerle zarar görmüşlerse bedensel ve ruhsal sağlıklarına yeniden kavuşmaları için tüm önlemler alınır. Yeniden topluma kazandırılır.
Madde 40) Çocuklar suçun ne olduğunu bilmezler. Bilerek ve isteyerek kimseye zarar vermezler. Suç işleyen çocuklar yeniden topluma kazandırılması için özel yasalar çıkartılır, özel kuruluşlar oluşturulur.
Madde 41) Eğer bir ülkenin yasaları bu çocuk hakları sözleşmesine uygunsa değiştirilemez. Değilse değiştirilir.
Madde 42) Çocukların haklarına ilişkin tüm bu ilkeleri hem çocuklar hem de büyükler öğrenmeli ve öğretmelidir.

Kırklareli Valiliği ve Kırklareli Belediyesi Trakya’da bir ilke imza atıyor
Kırklareli Valiliği ve Kırklareli Belediyesi tarafından Kültür Etkinlikleri kapsamında düzenlenen, Uçan Eller Kuklaevi’nin katkıları ile organize edilen 1. Trakya Uluslararası Kukla Festivali, Kırklareli, Edirne, Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesi ve Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde 1 Nisan Salı günü başlayacak. Ilimizde bir ilki yaşatacak olan Kırklareli Valiliği ve Kırklareli Belediyesi, bu gösteriler için Kültür Merkezi’nin kapılarını çocuklara açacak. 01-07 Nisan tarihleri arasında tüm çocuklar ve çocuk ruhunu kaybetmeyenler Kültür Merkezi’ne davet edildi.


bu biraz açık renklisi :D
El becerilerini geliştirici faaliyetler
bir denememDoğan Cüceloğlu (20.01.08)
Okuru yazmış:
Merhabalar,
Hemen hemen tüm kitaplarınızı okuyan 34 yaşında bir anneyim. Bir okulun velilerine yaptığınız konuşmaya da katılmıştım. Kitaplarınız hayatımızda çok yol gösterici oldu; özellikle özgüven ve doğru iletişim ile ilgili verdiğiniz mesajlar bizlerin kulağına küpe oldu.
Benim oğluma gösterdiğim özeni öğretmeni göstermediği zaman ben çaresiz kalıyorum. Geçen gün yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum: Geçen Pazartesi sabahı servisle işe giderken gökyüzünde muhteşem bir gökkuşağı gördüm ve hemen annemi arayıp oğluma göstermesini istedim. Oğlum 5,5 yaşında ana sınıfa gidiyor. Heyecanla anneannesine dedesine gökkuşağını tekrar tekrar göstermiş; anneme gökkuşağı ile ilgili sorular sormuş.
Oğlum okula gidince aynı heyecanla öğretmenine bu sabah gökkuşağı gördüğünü söylemiş. Öğretmenin cevabı aynen şu olmuş, “Şu an bizim konumuz gökkuşağı değil."
Oğlum bunu bize anlattı. Ve ilave etti: “Bi daha bi şey sölemiycem öğretmenime anne!”
Çok üzüldüm.
Öğretmenin bu davranışını kabul etmekte zorlanıyorum.
Biz evde ne kadar özgüven vermeye çalışsak da öğretmenin bu davranışı çocuğun iletişime kapanmasına neden oluyor.
Okula gitsem şikayet etsem bir türlü, etmesem içim içimi yiyecek.
Yani velhasıl çok zor bi durum!
Keşke herkes okusa kendini geliştirse.
Keşke!...
Saygılarımla
Değerli okurlarım bu öyküyü okuyunca öğretmenle ilgili az da olsa bir olumsuz duygu belirdi mi içinizde? Sanırım biraz sinirlenmişsinizdir.
Belki biliyorsunuz, ben çocuklarımı Kaliforniya’da büyüttüm; o nedenle oradaki bir anaokulunun bu durumda ne yapacağını az çok tahmin edebiliyorum.
Küçük oğlan gelip heyecanla bir şey anlatmaya başlayınca öğretmen her şeyi bir tarafa bırakır, onu can kulağıyla dinler, gökkuşağının farkına vardığı için onu kutlar, diğer çocukları etrafına toplar, bir de onlar için anlattırır ve belki de tüm öğrencilerin kağıtlara birer gökkuşağı çizmesini isterdi.
Fırsatı yakalamışken gökkuşağı ile ilgili her türlü soru sormalarını teşvik eder ve tahmin edebileceğiniz gibi doğanın bir yönünü onların tanımaları ve anlamalarını böylece sağlardı. Diğer öğrenciler, dikkat ettikleri ve görerek baktıkları zaman yeni şeyler keşfedebileceklerini ve keşfettikleri bu yeni şeyleri sınıfa getirip paylaştıkları zaman iyi bir şey yapmış olduklarını anlamış olurlardı. Çocuk onaylanmış olur, merak onaylanmış olur, paylaşım onaylanmış olur ve okul çok zevk alınarak yaşamın ve doğanın keşfedildiği bir ortam olurdu.
İşte bir bilim insanı böyle yetişir.
Öyküde söz konusu olan öğretmen kötü bir insan değil. Biliyor musunuz, bu anaokulu öğretmeni tüm iyi niyetiyle ‘öğretmenlik’ yapıyordu.
Ama kalıplayan korku kültürünün öğretmenliğini.
Korku kültüründe çocuğun canı önemli değildir. Çocuk doğayla ilgili bir şey keşfetmiş, o konuda sorular sormak istiyor, o konuda öğrenmeye tam açık hale gelmiş, kalıplayan öğretmen bunların farkına bile varmaz. Kötü niyetinden dolayı değil, algılaması ona göre programlanmıştır.
Bu öğretmen müfredat programının (otoritenin) kendisine verdiği hedefi gerçekleştirmeye programlanmıştır. Bu öğretmen korku kültürü içinde programlanmasının sonucu olarak iç değil, dış odaklıdır. Çocuk gökkuşağına merak saldığında müfredat programı çiçeği gündeme koymuşsa çiçekten söz eder; o sırada sınıfın penceresinden gökkuşağı görülebilecek durumda olsa bile.
Geliştiren saygı kültürünün öğretmeni can odaklıdır; çocuğun doğal merakı onun için çok önemlidir. O nedenle böyle bir fırsatı değerlendirmesini bilir. Çocuğun o an doğayla keşfettiği şeyi dersin konusu yapar, önemli bir paylaşım ve öğrenme ortamı yaratır.
Peki, bizim öğretmenimiz neden geliştiren değil de kalıplayan bir öğretmen?
Çünkü o öğretmen bizim toplumumuzun çocuğu olarak büyüdü.
Ne demek korku kültüründe büyümek?
Bu konuyu Mart ortalarında çıkacak olan Korku Kültürü adlı yeni kitabımda ayrıntılı olarak işliyorum.
Bana yazan anneye şu cevabı verdim:
Sevgili Okurum,
Gerçekten çok önemli bir şeyden bahsediyorsunuz. Önce sizi bir anne olarak kutlarım. Benim gönlümü fethettiniz.
Benim önerim şu:
1- Lütfen, o öğretmene kızmayın; ne yapsın varoluşunu yansıtıyor, bildiği, düşünebildiği, söyleyebildiği bu;
2- Biz bilinci içinde davranacak bir strateji geliştirelim:
a. Benim Keşkesiz bir Yaşam İçin İletişim kitabını alın, öğretmen için imzalayın;
b. O kitabın içine bir mektup yazın; o mektuba, ‘Doğan Cüceloğlu size bu mektubu yazmamı istediği için yazıyorum’ cümlesi ile başlayın ki, mektubun içeriğine dikkatini gerçekten versin;
c. Bana yazdığınız olayı, aynen anlatın;
d. Benim size yazdığım cevabı da onunla paylaşın.
e. Son olarak, “Ben anne olarak, Doğan Cüceloğlu bir eğitimci olarak, sizin gelişmenize yardımcı olmak istiyoruz. Sizin gelişmenize nasıl yardımcı olabiliriz? Doğan Cüceloğlu sizin www.dogancuceloglu.net adresindeki her hafta çıkan makalelerinizi okumanızı istiyor. Hatta oradan kendisine yazabilirsiniz.”
3- Öğretmenin tepkisini takip edin; olumlu ve teşekkür tutumu içinde bir takip yakalarsak, bu öğretmene ara sıra geliştiren kitaplardan hediye etmeye, onun izni ile, devam edin.
4- Öğretmen olumsuz bir tavır takınırsa bana yeniden yazın; okulla konuşarak okul yönetimini bilgilendirmek yararlı olur. Ama önce öğretmenimize bir gelişim fırsatı yaratalım.
Çocuk yetiştirmek ince bir nakış işçisi olmaya benziyor. Bana yazan anne bunu yapıyor; gökkuşağı görünce eve telefon edecek ve çocuğuyla bu doğa harikasını paylaşacak.
Umudum, bana yazan türden annelerin çoğalması, çoğalması, çoğalması ve tüm ülkeyi kaplaması.
İşte aydınlık Türkiye’nin temeli bu olacak.