yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Şubat 2008

Şu An Bizim Konumuz Gökkuşağı Değil!



Doğan Cüceloğlu (20.01.08)

Okuru yazmış:

Merhabalar,

Hemen hemen tüm kitaplarınızı okuyan 34 yaşında bir anneyim. Bir okulun velilerine yaptığınız konuşmaya da katılmıştım. Kitaplarınız hayatımızda çok yol gösterici oldu; özellikle özgüven ve doğru iletişim ile ilgili verdiğiniz mesajlar bizlerin kulağına küpe oldu.

Benim oğluma gösterdiğim özeni öğretmeni göstermediği zaman ben çaresiz kalıyorum. Geçen gün yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum: Geçen Pazartesi sabahı servisle işe giderken gökyüzünde muhteşem bir gökkuşağı gördüm ve hemen annemi arayıp oğluma göstermesini istedim. Oğlum 5,5 yaşında ana sınıfa gidiyor. Heyecanla anneannesine dedesine gökkuşağını tekrar tekrar göstermiş; anneme gökkuşağı ile ilgili sorular sormuş.

Oğlum okula gidince aynı heyecanla öğretmenine bu sabah gökkuşağı gördüğünü söylemiş. Öğretmenin cevabı aynen şu olmuş, “Şu an bizim konumuz gökkuşağı değil."

Oğlum bunu bize anlattı. Ve ilave etti: “Bi daha bi şey sölemiycem öğretmenime anne!”

Çok üzüldüm.

Öğretmenin bu davranışını kabul etmekte zorlanıyorum.

Biz evde ne kadar özgüven vermeye çalışsak da öğretmenin bu davranışı çocuğun iletişime kapanmasına neden oluyor.

Okula gitsem şikayet etsem bir türlü, etmesem içim içimi yiyecek.

Yani velhasıl çok zor bi durum!

Keşke herkes okusa kendini geliştirse.

Keşke!...

Saygılarımla

Değerli okurlarım bu öyküyü okuyunca öğretmenle ilgili az da olsa bir olumsuz duygu belirdi mi içinizde? Sanırım biraz sinirlenmişsinizdir.

Belki biliyorsunuz, ben çocuklarımı Kaliforniya’da büyüttüm; o nedenle oradaki bir anaokulunun bu durumda ne yapacağını az çok tahmin edebiliyorum.

Küçük oğlan gelip heyecanla bir şey anlatmaya başlayınca öğretmen her şeyi bir tarafa bırakır, onu can kulağıyla dinler, gökkuşağının farkına vardığı için onu kutlar, diğer çocukları etrafına toplar, bir de onlar için anlattırır ve belki de tüm öğrencilerin kağıtlara birer gökkuşağı çizmesini isterdi.

Fırsatı yakalamışken gökkuşağı ile ilgili her türlü soru sormalarını teşvik eder ve tahmin edebileceğiniz gibi doğanın bir yönünü onların tanımaları ve anlamalarını böylece sağlardı. Diğer öğrenciler, dikkat ettikleri ve görerek baktıkları zaman yeni şeyler keşfedebileceklerini ve keşfettikleri bu yeni şeyleri sınıfa getirip paylaştıkları zaman iyi bir şey yapmış olduklarını anlamış olurlardı. Çocuk onaylanmış olur, merak onaylanmış olur, paylaşım onaylanmış olur ve okul çok zevk alınarak yaşamın ve doğanın keşfedildiği bir ortam olurdu.

İşte bir bilim insanı böyle yetişir.

Öyküde söz konusu olan öğretmen kötü bir insan değil. Biliyor musunuz, bu anaokulu öğretmeni tüm iyi niyetiyle ‘öğretmenlik’ yapıyordu.

Ama kalıplayan korku kültürünün öğretmenliğini.

Korku kültüründe çocuğun canı önemli değildir. Çocuk doğayla ilgili bir şey keşfetmiş, o konuda sorular sormak istiyor, o konuda öğrenmeye tam açık hale gelmiş, kalıplayan öğretmen bunların farkına bile varmaz. Kötü niyetinden dolayı değil, algılaması ona göre programlanmıştır.

Bu öğretmen müfredat programının (otoritenin) kendisine verdiği hedefi gerçekleştirmeye programlanmıştır. Bu öğretmen korku kültürü içinde programlanmasının sonucu olarak iç değil, dış odaklıdır. Çocuk gökkuşağına merak saldığında müfredat programı çiçeği gündeme koymuşsa çiçekten söz eder; o sırada sınıfın penceresinden gökkuşağı görülebilecek durumda olsa bile.

Geliştiren saygı kültürünün öğretmeni can odaklıdır; çocuğun doğal merakı onun için çok önemlidir. O nedenle böyle bir fırsatı değerlendirmesini bilir. Çocuğun o an doğayla keşfettiği şeyi dersin konusu yapar, önemli bir paylaşım ve öğrenme ortamı yaratır.

Peki, bizim öğretmenimiz neden geliştiren değil de kalıplayan bir öğretmen?

Çünkü o öğretmen bizim toplumumuzun çocuğu olarak büyüdü.

Ne demek korku kültüründe büyümek?

Bu konuyu Mart ortalarında çıkacak olan Korku Kültürü adlı yeni kitabımda ayrıntılı olarak işliyorum.

Bana yazan anneye şu cevabı verdim:

Sevgili Okurum,

Gerçekten çok önemli bir şeyden bahsediyorsunuz. Önce sizi bir anne olarak kutlarım. Benim gönlümü fethettiniz.

Benim önerim şu:

1- Lütfen, o öğretmene kızmayın; ne yapsın varoluşunu yansıtıyor, bildiği, düşünebildiği, söyleyebildiği bu;

2- Biz bilinci içinde davranacak bir strateji geliştirelim:

a. Benim Keşkesiz bir Yaşam İçin İletişim kitabını alın, öğretmen için imzalayın;

b. O kitabın içine bir mektup yazın; o mektuba, ‘Doğan Cüceloğlu size bu mektubu yazmamı istediği için yazıyorum’ cümlesi ile başlayın ki, mektubun içeriğine dikkatini gerçekten versin;

c. Bana yazdığınız olayı, aynen anlatın;

d. Benim size yazdığım cevabı da onunla paylaşın.

e. Son olarak, “Ben anne olarak, Doğan Cüceloğlu bir eğitimci olarak, sizin gelişmenize yardımcı olmak istiyoruz. Sizin gelişmenize nasıl yardımcı olabiliriz? Doğan Cüceloğlu sizin www.dogancuceloglu.net adresindeki her hafta çıkan makalelerinizi okumanızı istiyor. Hatta oradan kendisine yazabilirsiniz.”

3- Öğretmenin tepkisini takip edin; olumlu ve teşekkür tutumu içinde bir takip yakalarsak, bu öğretmene ara sıra geliştiren kitaplardan hediye etmeye, onun izni ile, devam edin.

4- Öğretmen olumsuz bir tavır takınırsa bana yeniden yazın; okulla konuşarak okul yönetimini bilgilendirmek yararlı olur. Ama önce öğretmenimize bir gelişim fırsatı yaratalım.

Çocuk yetiştirmek ince bir nakış işçisi olmaya benziyor. Bana yazan anne bunu yapıyor; gökkuşağı görünce eve telefon edecek ve çocuğuyla bu doğa harikasını paylaşacak.

Umudum, bana yazan türden annelerin çoğalması, çoğalması, çoğalması ve tüm ülkeyi kaplaması.

İşte aydınlık Türkiye’nin temeli bu olacak.

13 Ekim 2007

***AĞLAMAK****


Öğrenim hayatlarının ilk gününü yaşıyorlar.

Tek başına ağlayanlar, kafasını sıranın altına sokup utananlar, annesinin eteğini bırakmayanlar, babasının kucağından inmeyenler� Hepsinin gözleri yaşlı ve kırmızı. Burunlarını çekenler, burunlarını kollarıyla silenler.

Küçücük kollarıyla sımsıkı yapışmışlar kaybedecekleri çocukluklarına. Kiminin saçında kurdelesi, kiminin yeni saç traşı, yeni alınan ayakkabıların bile farkında değiller o an. Üstlerindeki önlükler ve yakalar eğreti sanki.

Ayrılık ne zor!

Bebeklikten ayrılış�anne kucağından ayrılış�oyuncaklardan ayrılış�

�Artık büyü!� diyor toplum. 6 yıldır mutlu ve sorumsuz yaşadın. Yeter artık. İçinden geldiği gibi değil, bizim istediğimiz gibi davran. Kurallara uy.

Büyü ve sorumluluk al. Erken kalk, uykusuz kal. Oyun ve oyuncaklardan uzaklaş. Sorunlara dal. Kırıklıklar yaşa. Kır/Kırıl�

Sonraki gün alışacaksın, daha az ağlayacaksın. Ertesi gün daha da alışacak hatta ağlamayacaksın. Acı çekmediğini, mutlu olmaya başladığını sandığın an bil ki, büyümeye başlamışsın ve yetişkin dünyanın dişlileri arasına sıkışmadan sürdürmek için yaşamını, koşturacaksın.

İşte biziz.

Doğarken ağlayan biziz.

Okulun ilk günü, üniversiteye giderken, askere giderken, evlenirken ağlayan biz.

Evladımız evlenirken, üniversiteye giderken, askere giderken ağlayan yine biz.

Torunlara torbalara ağlayan, televizyondaki kazalara, komşunun ineğine ağlayan, sel almış memleketin insan çilesine, deprem geçirmiş ele ağlayan biz.

Ölümlerde ağlayan, doğumlarda ağlayan biz.

Neden gülerek gelmiyoruz hayata?

Bizi bekleyenlerin ne olduğunu seziyor muyuz doğarken?

Kim bilir!!!



Meralsa arkadaşım blogunda bahsetmiş bende beğendim ve siz veliler için eklemek istedim

04 Ekim 2007

Branşlar

Eğlenceli Matematik:
Muhakeme becerisi ve somuttan soyuta doğru analiz ederek düşünme yetisini kazandırmak amacıyla,sayı sayma,boyutlar,geometrik şekiller,sıra ağırlıklar,küme kavramları gibi temel bilgiler yaşlarına ve gelişim düzeyine uygun olarak oyunlar eşliğinde işlenerek çocuklarımızın küçük yaşta matematiği sevmelerini ve tanımalarını amaçlıyoruz.

Bilgisayar:
Oyunlar ve eğitici programlarla öğrenme, bilgisayar dersimiz ile çocuklarımızın gelişen teknolojiyle tanışmalarını sağlamaktayız.

Yabancı Dil:
Çocuklarımızın gelişim düzeylerine uygun anlamlandırma ve düş gücücünü geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmaktayız. Çocuklara oyunlar,masallar ve şarkılarla ilk anahtar sözcüklerin öğretilmesi ile başlanarak yabancı dil öğretimin ilk bağlantıları kazandırılmaktadır. .


Müzik:
Çocukların, dil ve zihinsel gelişimlerine yönelik çalışmalarla kendilerini rahatlıkla ifade edebilmelerini ve grup önünde duygularını uygun davranış biçimleriyle sergilemelerini sağlayacak becerileri kazandırmak amacıyla akardion ile koro ve solo çalışmalar yapılmaktadır.

Tiyatro:
İstanbul Akkaş kukla tiyatrosu okulumuzda gösteri sergilemektedirler.

Atölye ve Resim:
Çocukların yaratıcılıklarını,soyutlama becerilerini ve estetik duygularını geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmaktayız. Parmak boyama, ip baskısı,makarna boyama,ıslak kağıt boyama,kolaj,kil çalışmaları,pastel çalışmaları,atık malzemelerle çalışma, resim çalışması, siyah fon üzerinde mum çalışması yapacağımız çalışmalardan birkaç örnek.

Satranç :
Okulumuzda çocukların temel analiz becerilerini ve gelişimlerini desteklemek amacıyla satranç derslerine yer vermekteyiz.

Bale ve folklor : Çocuklarımızın yetenekleri doğrultusunda dersler verilmektedir.

Çağatay Şengün- İstiklal Marşı